23 Eylül 2011 Cuma

Sen ve başkaları

Bir sen yürürsün sokakta, yürürken;


Oturursun koltuğa, oturunca.

Su, bir senin bardağında en çok su.

Bir senin kolların bileziklidir .

Bir senin ağzın dudaklı ve sıcak.

Bir sen memelisin, ince bellisin



Başkaları gitmiş olur, gidince;

Bir sen yakınsın, uzakta kalınca



O.Rıfat

20 Eylül 2011 Salı

Saydam bir şehir tadında...

Saydam bir şehir tadında


kafası batı, yüreği doğu olan aziz boşluğum



kafam dik yürümeyeli ne çok olmuş

bu sarhoşluk ve ızdırap verici şehrin akşam serinliğine rağmen

kamuflaj etkisi yaratamıyor kırılan hevesin.

kovboyun ata bindiği o sahneden esinlenip esen rüzgara sığınırken

hangi marştı ilklerimi değiştiren ve iliklerimi donuk hayal etmeyi unutma diye

hoyratlığımı alan

kasabın hesap kabiliyeti ve deniz görmüş kaptan hikayeleri

üçbin fitte ağır gelen paraşütten sıyrılan kurtuluş birlikleri

biraz sabır sonra isyan tadı

ve bırakın mukayese etmeyi bıyıklarımın yokluğunu saçlarımın aklığıyla

bütün kapılar açık,şehirler tenha

bir incelik şişman olan aklına

su ise yolum, bütün geçişler saydam

bırak hendek atlatmayı sevdaya

iki dirhem bir çekirdekti araba sevdası

grinin akıl karşılığında takasına ortam hazırlayan

kabare birlikleri, şehir istilası ve dil kursu

ortada bir yanlışlık var

gayet yalın, gayet çıplak..

17 Eylül 2011 Cumartesi

Islık Cinayeti

İllegal ses alışverişi yapan iki sevgili gibi
birlikte tutuklanırken
birinin krallığına ıslık cinayeti çökedursun
ötekininse polis, siyah saçlarına giriş vizesini
çoktan almış cop darbesiyle!
 

Biri yeryüzü ile yüzüm arasında duruyor
sesi düşüp kırılsa diyorum
sorgusunda kokuşmuş bir gök haritası çıksa
haritada yeryüzü karalanmış
sorguda yüzüm karalanmış..
 

Tanığı yok cinayetin!


Sesimin sorgusu bitince balistiğe gönderilecek
balistik raporunda ararım önce kendimi
üzerime ıslık dökülmüş, sanki yanmışım..
 

Cinnet öykülerinden çıkarın artık bizi
masum yerlerimize dokunun
yıllardır kavgasını verdiğimiz
şiirdeki kavga tadına bulaşırken ellerimiz
potansiyel bir aksesuardı yalnızlığımız..


Yalnızken biz ilk sorgumuzda
mutluluğa intihar müsaitti
ve zirvesine kar değil
durup baş eğmesi bıraktık
küskün bulutlar gibi..

 
İlk sorgumda
sesindeki uğultuya kapılıp
ıslık cinayetlerimden birini anlattım
tempo verirken hayata üniforma!
 

Resmi geçitte takılan
şiddetli gereksinim kapımı çalar çalmaz
özel kuryelerin çantalarında
tedirgin baykuş sesleriyle doluydu gece
yalnızlığın yemin töreninde
olağanüstü hal ilan eden
erken gelişmiş, solukla okşanan
çekici bir katil gibi
bıçak kadar serin
annemin yüreğini yedim
sinirliydim
her teknenin adı olur da
sevişmenin tadı olmaz diye
 

Yalnızlığın kıyısındaki evde
çok sayıda ağaçken biz
tek bir rüzgara boyun eğdik..

 
Annemin
kızılderili hüznünü sıyırıp aşk zerk etme vaktiydi
eskimo büyüğünün ölüm yolculuğu gibi
yakası açık küfürler savurmuştu hayata
dedim ya, sinirliydim..

13 Eylül 2011 Salı

Kentakide oturan dostuma yazıyorum..

Bu sefer Kentaki'de oturan dostuma yazıyorum.

Sızılarını yazmış olmasını istediğim bir mektuba sahip olmayı isteyerek.
-ama buradan duyulmuyor sesin-le başlayan mektuplar yazmışım habersiz.
Ben sigortadan bahsettiğimden beri kırılgan olduğunu gizleme boşuna.
Bir yerlere tutunmalı insan. Sigortadan daha iyisi yoktu, inan bana.
Senin için ve benim için iyisi bu.
Paralı ve yaşı geçkin bir ihtiyar olmalıydım herhangi bir filmden kalma.
İyileştirme gücünden ve etkinden yeterince faydalanmış fabrika bacaları
buna tamam ama pazar postasında hiç köşem olmadı diye de yakınma boşa.
Mektupların ardı arkası kesilmedi sonra.
Tek fark atılmayan bazı mektuplara sahip olabiliyor insan.
Bu güvende hissetmek için.
İzmit'te tren var demiştim ya işte.
İçimin ağırlığını oraya kadar götürmüş,koftiden.
Körfeze dökülmüşüm gecenin karasında her yer Afrika bana,
bilirsin sızdım mı duyulmaz sesim..

YAZIK!

Karmaşa ve kibirin mukayese edilebilirliği üzerine sabunsal kayganlık hissi.

İçimin uçarılığı.
İnsanın gaz hâli.
Kıçtan uydurulan hengamem..

Çatı arasından kıtalar arasına yapılan yolculuğun günlüğü.
Seks partileri ve el değiştiren güç dengesi.
Alt-üst olmanın içi dışı bir olmakla olan akrabalığı.
Kurşunun ve sevginin insanda bıraktığı naçizane iz…

Her gece sayısını bilmediğim birçok şey düşündüm, birçok şey hissettim.
”şey” kelimesinden başka hiçbir şey’in tarif edemeyeceği şeyler…

Kadınların tende bıraktığı izi takip et: telaffuzu zor bir deniz kıyısı, yaşlıca ve çökmeye yakın.
Sonra bir ademle tanıştım hayatım değişti tripleri.
Bilirsin bu gençlik sadece yürüyor, ellerinde sevda yanıkları.
İhtiyarlayıp cebimde ve beynimde baba yadigarı bir şey kalmayana dek yürümek istiyorum şimdi.
Yeni bir sigara bırakma etkinliğine katılmak.
Böyle zamanlarda parmak uçlarım daha güçlü ve kırılgan oluyor.
İçimin sisle kaplandığından haberdar değil miyim sanıyordun yoksa.
Yazık!

10 Eylül 2011 Cumartesi

kelime karpuzunun kıçını avuçlayın..



normalde anlatmayı hiç sevmem, kuru gürültü oluyor çok laf.

kelimeninde karpuz gibi kıçını avuçlayıp tadını anlamak elden gelmiyor..
böyle olunca durum dilden dile süregeliyor..
film sahneleri başıma gelsin diye film izleyip sonra başına gelme tehlikesi olunca korkunç geliyor insana..

gerçeğin rengi kırmızı olsa gerek,
öyle olunca da sükut denilen sahte hazineyle donatıldığını sanıyor insan..
ne konuşmak fazla ne de susmak.
yeterincedir her şey zaten.
yetmediğinde hırçın ve yırtıcı olabilirim.
batistuta benim idolüm,
az konuşup çok gol atmıştır kendileri zamanında..

9 Eylül 2011 Cuma

Tanrı'nın Elleri..


Tanrı'nın Elleri..

amorti

....Ver elini sevgilim,


kendi kendini amorti eden tek şey: zaman... Tükenir tükenmez bir yenisiyle değişiyor...

Ver elini. Çünkü kırlara çıkacağız bugün.Küçük çocukların gözlerinde gülücük, cezaevlerinde bayram görüşmeleri, huzurevlerinde gerçekten huzur olur belki bu bayramda... Şekerli bir bayram, rengarenk... Vaktim var, seni kırlara çıkarıp dağın tepesinden elini aşıracağım. Güneşin alevden saçlarına dokunup, bir yangından mutluluk iksiri damıtacağız... gelirsen tabii... elini verebilirsen... Ve kolunu kaptırmazsan çarklarıma, dudaklarımdaki hüznü bile bulaştırmam ellerine..

Bırak sevgilim, bırak saçlarımı... Ellerini ver...

8 Eylül 2011 Perşembe

Akşamüstü tedbir amaçlı güneşi batırdığımda
yalnızlık sızmasın diye odana
tufana ve şuaya sığınıyorum
ne olur yık beni,beni vur, beni ov..

dua

Tüy dökücü kremin kayıp ilanında bulduğu bacak arası kıllarıma inat

cesedine oynuyorum son duamı.. göğsün çıksa da falda kalbime
ölmek için fazla engebe..!


Sahipsiz bir dua bu dilimdeki
memelerimi güneşe salıp, en yüksek dozda yakın n'olur!
ve ovun elbette, tutmazsa aşısı aşka bu duanın
inancını yitiren bütün meleklere
kirli çamaşırlarımı imzalayıp verebilirim..